Sinema tarihinin en tartışmalı yapımlarından biri, 55 yıl sonra yönetmeninin tasarladığı hâliyle yeniden seyirci karşısında. İngiliz yönetmen Ken Russell'ın 1971 tarihli The Devils filmi, yıllarca süren sansür tartışmalarının ve kayıp sahneleri kurtarma çalışmalarının ardından 4K restorasyonla sinemalara döndü. Warner Bros.'un Clockwork markasıyla gerçekleştirilen gösterimler, 16 Ekim 2026'da ABD'de başladı.
Başrollerini Oliver Reed ve Vanessa Redgrave'in paylaştığı film, gösterime girdiği dönemde dinî kurumları eleştiren anlatımı, şiddet sahneleri ve cinsellik içeren görüntüleri nedeniyle ağır sansüre uğramıştı. Yönetmenin amaçladığı kurgunun resmî olarak seyirciye ulaştırılması ise yarım yüzyılı aşan bir mücadeleye dönüştü.
Bir Rahibin Hikâyesinden Sansür Skandalına
The Devils, 17. yüzyıl Fransa'sında yaşanan Loudun olaylarından esinleniyor. Oliver Reed'in canlandırdığı Katolik rahip Urbain Grandier, bir manastırdaki rahibelerin şeytani güçlerin etkisi altında olduklarını ileri sürmeleri üzerine büyücülükle suçlanıyor. Vanessa Redgrave ise olayların merkezindeki rahibelerden Jeanne des Anges karakterini canlandırıyor.
Aldous Huxley'nin The Devils of Loudun adlı eserinden ve John Whiting'in tiyatro oyunundan uyarlanan yapım, dinî histeri ile siyasal iktidar arasındaki ilişkiyi inceliyor. Russell, dönemin kilise ve devlet kurumlarını sert biçimde eleştirirken gösterişli ve rahatsız edici bir görsel anlatım kullanıyor.
Filmde özellikle dinî imgelerin cinsellikle bir araya getirildiği sahneler tepki çekti. Bunlar arasında sinema tarihinin en tartışmalı kesilmiş sekanslarından biri olarak bilinen ve İngilizcede The Rape of Christ adıyla anılan bölüm de bulunuyordu.
Sansür yalnızca belirli görüntülerin kaldırılmasıyla sınırlı kalmadı. Farklı ülkelerde dolaşıma giren kurgular, yönetmenin tasarladığı anlatının bütünlüğünü de değiştirdi.
Kayıp Sahnelerin Peşinde Geçen Yıllar
TheWrap'ın film eleştirmeni Mark Kermode ile gerçekleştirdiği söyleşiye göre, filmin özgün biçimine kavuşmasında Kermode'un 1995 yılında başlattığı çalışmalar belirleyici oldu. Russell ile sansür üzerine yaptığı görüşmeler, yıllar içinde kayıp görüntülerin araştırıldığı kapsamlı bir projeye dönüştü.
Kermode, yönetmen ve filmin kurgucusu Michael Bradsell ile yürütülen çalışmalar kapsamında çıkarılmış sahnelerin yeniden bir araya getirilmesine katkıda bulundu. Kurtarılan sekanslardan biri Russell'a gösterildiğinde yönetmenin sahneyi yıllar önceki hâliyle doğru hatırladığı ortaya çıktı.
2004 yılında Russell'ın gözetiminde hazırlanan kurgu, filmin yeniden oluşturulması açısından önemli bir aşamaydı. Ancak dönemin teknik koşulları, bu çalışmanın görüntü kalitesi bakımından kapsamlı bir restorasyona dönüşmesine izin vermedi.
Cannes'dan Yeniden Sinemalara
British Film Institute tarafından açıklanan bilgilere göre yeni 4K restorasyon, orijinal kamera negatifleri kullanılarak Warner Bros.'un teknik tesislerinde tamamlandı. Ses restorasyonunda ise özgün 35 milimetrelik manyetik ses materyallerinden yararlanıldı.
Yapımın yenilenen sürümü, Mayıs 2026'da 79. Cannes Film Festivali'nin Cannes Classics programında gösterildi. ABD'deki gösterimlerin ardından filmin 30 Ekim 2026'da İngiltere ve İrlanda'da vizyona girmesi planlanıyor.
Yeni sürümün süresi 114 dakika olarak açıklanırken British Film Institute, bunun Russell'ın istediği kurguya uygun biçimde kamuoyuna sunulan ilk resmî versiyon olduğunu belirtiyor.
The Devils'in yeniden gösterime çıkarılması, yalnızca unutulmuş bir sinema eserinin geri dönüşü değil. Aynı zamanda sansür nedeniyle değiştirilen filmlerin özgün biçimlerine ulaştırılmasının neden uzun yıllar sürebildiğini gösteren somut bir örnek. Ken Russell'ın yıllarca eksik biçimde dolaşımda kalan filmi, artık yönetmenin sanatsal tercihleri üzerinden yeniden değerlendirilebilecek.
Tarihin Karanlık Sayfası – Loudun'da Ne Yaşandı?
1632 yılında Fransa'nın Loudun kasabasındaki Ursuline Manastırı'nda yaşayan bazı rahibeler, şeytan tarafından ele geçirildiklerini iddia etmeye başladı. Manastırın başrahibesi Jeanne des Anges öncülüğünde ortaya çıkan bu iddialar kısa sürede büyüdü. Rahibelerin geçirdiği nöbetler, çığlıkları ve olağan dışı davranışları, din adamları tarafından şeytani güçlerin varlığına bağlandı.
Olayların sorumlusu olarak kasabanın tanınmış Katolik rahibi Urbain Grandier gösterildi. Grandier, rahibeleri büyü yoluyla şeytanın etkisi altına almakla suçlandı. Kiliselerde halkın katılımıyla gerçekleştirilen şeytan çıkarma ayinleri, zamanla büyük kalabalıkların izlediği gösterilere dönüştü.
Ancak olay yalnızca dinî bir mesele değildi. Grandier, dönemin güçlü siyasetçisi Kardinal Richelieu'nün merkezî otoriteyi güçlendirme politikalarına karşı çıkıyordu. Rahibelerin suçlamaları, dinî anlaşmazlıkların yanında siyasi hesaplaşmaların da parçası hâline geldi.
Grandier tutuklandı, yargılandı ve ağır işkencelere maruz kaldı. Suçlamaları kabul etmemesine rağmen büyücülükten mahkûm edildi. 18 Ağustos 1634'te Loudun'da diri diri yakılarak idam edildi.
Grandier'in ölümünden sonra da rahibelerin şeytan tarafından ele geçirildiklerine ilişkin iddialar devam etti. Bu durum, yaşananların gerçekten doğaüstü bir olay olup olmadığı konusunda yüzyıllarca süren tartışmalara neden oldu.
Günümüzde Loudun vakası, şeytani güçlerin varlığını kanıtlayan bir olay olarak değil, dinî inançların, toplumsal korkuların ve siyasi iktidarın iç içe geçtiği tarihsel bir vaka olarak inceleniyor.
Olaylar, Aldous Huxley'nin 1952 tarihli The Devils of Loudun kitabına ve daha sonra Ken Russell'ın 1971 yapımı The Devils filmine ilham verdi.
Bir Rahip, Bir Kardinal ve İktidar Mücadelesi
Loudun'da yaşananların arkasında, Fransa'nın geleceğini belirleyen büyük bir siyasi mücadele bulunuyordu. Kral XIII. Louis'nin başbakanı konumundaki Kardinal Richelieu, ülkenin yönetimini merkezîleştirmek ve yerel güç odaklarını Paris'teki kraliyet otoritesine bağlamak istiyordu.
Bu politikanın önemli adımlarından biri, şehirlerin kendi askerî savunmalarını sağlayan kalelerinin ve surlarının yıkılmasıydı. Özellikle Protestanların güçlü olduğu bölgelerdeki tahkimatlar, kraliyet yönetimi açısından potansiyel bir direniş merkezi olarak görülüyordu.
Loudun ise Katoliklerle Protestanların birlikte yaşadığı, din savaşlarının izlerini taşıyan bir kasabaydı. Richelieu'nün şehirdeki kalenin ve savunma yapılarının yıkılmasını istemesi, yerel halkın bir bölümünün tepkisini çekti. Surların ortadan kaldırılması, kasabanın kendi güvenliği üzerindeki kontrolünü kaybetmesi anlamına geliyordu.
İşte Katolik rahip Urbain Grandier bu noktada Richelieu'nün karşısına çıktı. Grandier, şehrin savunma yapılarının korunmasını savunuyor ve merkezî yönetimin kararına karşı çıkan yerel çevrelerle aynı tarafta yer alıyordu.
Richelieu için mesele yalnızca bir kasabanın surları değildi. Kraliyet otoritesinin güçlendirilmesine karşı çıkan bir din adamı, siyasi programının önünde engel oluşturuyordu. Grandier'in güçlü hitabeti ve kasabadaki etkisi de bu anlaşmazlığı kişisel bir çatışmanın ötesine taşıyordu.
1633 yılında Richelieu tarafından Loudun'a gönderilen kraliyet görevlisi Jean Martin de Laubardemont, kalenin yıkım çalışmalarını denetlemekle görevlendirildi. Grandier'in bu yıkıma karşı çıkması, aralarındaki siyasi gerilimi daha da artırdı.
Aynı dönemde Ursuline Manastırı'ndaki rahibelerin şeytan tarafından ele geçirildiklerini ileri sürmeleri, Grandier'in karşıtlarına yeni bir fırsat sundu. Rahip, büyücülük suçlamasıyla hedef alındı ve Laubardemont'un girişimleriyle Aralık 1633'te tutuklandı.
Böylece kraliyet yönetiminin politikalarına karşı çıkan bir din adamı, kendisini şeytanla iş birliği yapmakla suçlandığı bir davanın merkezinde buldu. Grandier, işkence altında bile suçlamaları kabul etmedi ve 18 Ağustos 1634'te diri diri yakılarak idam edildi.
Tarihçiler, Grandier'in siyasi muhalefeti ile yargılanması arasındaki ilişkiyi Loudun olaylarının temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyor. Bununla birlikte, Richelieu'nün davanın bütün aşamalarını kişisel olarak planladığını kesin biçimde gösteren bir kanıt bulunmuyor.
Loudun davasını tarihsel açıdan çarpıcı kılan da bu birleşim oldu. Dinî korkularla başlayan suçlamalar, yerel anlaşmazlıkların ve kraliyet iktidarını güçlendirme mücadelesinin içinde ölümcül bir siyasi hesaplaşmaya dönüştü.
Bu yazı hakkında ifade bırakın
OHA!falan’ı takip edinGünün haberleri, kısa videolar ve özetler her gün sosyal medyada.
İlginizi çekebilir
Elon Musk Belgeseline TikTok Engeli! Hesabı Kalıcı Olarak Kapatıldı
Elon Musk'ın yaşamını, şirketlerini ve siyasi etkisini ele alan yeni belgesel Musk, sinema salonlarındaki gösterimlerin…
Pulp Fiction 32 Yaşında! Sinemanın Kurallarını Değiştiren Film
Bazı filmler gösterime girdikleri dönemde büyük başarı kazanır, bazılarıysa yıllar geçtikçe bir kuşağın kültürel hafıza…
Fransa'dan Sonra İtalya Karıştı! Bologna, Torino ve Milano'da Çatışmalar
Hayat pahalılığına karşı 17 Ekim'de düzenlenen gösteriler şiddet olaylarına dönüştü. Milano'da 50, Torino'da 12, Bologn…
55 Yıllık Sansür Sona Eriyor! The Devils Geri DöndüGenel
Fransa'dan Sonra İtalya Karıştı! Bologna, Torino ve Milano'da ÇatışmalarGenel · Dünya
Mercedes-AMG GT SUV: 1.153 beygirlik elektrikli SUVTeknoloji
ASUS, UGen Arc Pro B70 32 GB’yi sitesinde listelediTeknoloji
Miley Cyrus'a Cici Anne Geliyor! Liz Hurley Aileye Katılmaya HazırlanıyorGenel · Müzik
Replit, Anthropic ile artık çalışmadığını söylediTeknoloji


